Sub Image

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan 130.kuruluş yıldönümümüzde Marmara Üniversitesi’ne "MÜJDE"

 

 

 

Üniversitemiz 130.kuruluş yıldönümünü Ord. Prof. Dr. Reşat Kaynar Konferans Salonu'nda düzenlenen törenle kutladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Marmara Üniversite’sinin çok dağınık olduğunu ve Maltepe’de Marmarayı görmesi gereken bir yerde olmasına yönelik adımların atıldığını söyledi. Başbakan Üniversitemizle alakalı müjdeyi de konuşmasının arasında verdi. Başbakan Erdoğan sözlerine şu şekilde devam etti. "Marmara Üniversitemiz çok dağınık. Adı Marmara ama Marmarayla ilgisi olmayan yerlerde de üniversitemizin birimleri var. Aslında dört dörtlük Marmarayı görmesi gereken bir yerde olmasına yönelik atılan bir adım var. İnşallah Maltepe’de başlayan süreç silahlı kuvvetlerimizden alınacak yerle birlikte ki yaklaşık zannediyorum 2500 dönüm civarında bir yer olacak."

Marmara Üniversitesi’nin ana gövdesinin çok daha büyük alana ihtiyacı olduğunu belirten başbakan ‘İstanbul’da büyük alan bulmanın zorluğuna dikkat çekerek Maltepe’deki yerin çok güzel olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan üniversitemizin Maltepe’deki yeriyle ilgili temennisini de şu şekilde ifade etti; "İnanıyorum ki Marmara Üniversitesi’ne yakışan bir yer olacak ve orada da Marmara Üniversitesi inşallah bundan sonraki süreci bütün birimleriyle yürütme imkânını yakalayacaktır."

 

 

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a fahri doktora diploması takdim edildi.

 

 

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı konuşmanın tam metnine ulaşmak için tıklayınız.



Rektörümüz Sayın Prof.Dr. M. Zafer Gül'ün yaptığı konuşma;


 


Sayın Başbakanım,

Değerli Protokol,

İlmiye Sınıfının Kıymetli Mensupları

 

Üniversitemizin 130. Kuruluş Yıldönümünü kutlamak üzere aramıza katılıp bize güç ve destek verdiğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Okulumuzun kökeni 16 Ocak 1883 yılında Sultan Abdülhamit tarafından kurulan “Hamidiye Ticaret Mektebi Ali”sine kadar dayanmaktadır. Bu okul Cumhuriyet Dönemi “Yüksek Ticaret Mektebi” ve bilahare “İktisadi Ticari İlimler Akademisi”ne dönüşmüş, 1982 yılında ise YÖK Yasası ile beraber bünyesine birçok diğer eğitim kurumunu da katarak “Marmara Üniversitesi” adını almıştır.

Eğitim Enstitüsü, Spor Akademisi, Nişantaşı Diş Hekimliği Okulu, Yüksek İslam Enstitüsü bünyesine kattığı okullar arasında yer almaktadır.

İçinde bulunduğumuz bina Sultan Abdülhamit tarafından 1894 senesinde inşaatına başlanan “Mekteb-i Tıbbiyeyi Şahane” binasıdır. Tıp Fakültemiz eğitimini aynı gelenek ile bu binada sürdürmektedir.

Geldiğimiz yeni konumda 700 küsür farklı programda Lisans ve Lisansüstü diploma derecesi veren kapsamlı, 126 farklı ülkeden 2500 civarında yabancı uyruklu öğrencisi ve 40 yabancı uyruklu hocası ile global ve toplamda 10 milyon TL bütçeli, devam eden 400 araştırma projesi ile bir Araştırma Üniversitesi sınıfında yer almaktayız.

Üniversitemizde eğitimin kalitesinin arttırılması yönünde çalışmalarımız hızla devam etmektedir. Tıp fakültemiz UTEAK tarafından İstanbul’da akredite edilen tek devlet tıp fakültesidir. Mühendislik ve eczacılık fakültelerimiz de akreditasyonda son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Ayrıca AB tarafından Bologna Süreci çerçevesinde 2011’de Diploma Eki Ödülünü, 2012 ECTS ödülünü, Toplam Kalite Yönetiminin idareye uygulanması açısından ise EFQM (Avrupa Kalite Yönetimi Kuruluşu) tarafından ise “Mükemmeliyette Yetkinlik 3 Yıldız” ödülünü almış bulunmaktayız.

Bu bağlamda Üniversitemizde e-üniversite kapsamında çalışmalarımız hemen hemen tamamlanmış olup e-imzaya geçmiş bulunmaktayız. Hedefimiz yakın bir gelecekte tamamen kağıtsız-ofise geçmektir. Bu aşamaları Türkiye’de başarı ile tamamlayan tek üniversite olduğumuzu düşünüyorum.

Üniversitemizde çağın gereklerine uygun “yeniden yapılanma” hareketi başlatmış bulunmaktayız. Ancak burada mevcut aşırı merkeziyetçi YÖK kanunu önümüzde ciddi bir engel olarak durmaktadır. “Magna Carta Universitatum” üyesi de olan üniversitemiz, Üniversitelerin dünya üniversiteleri ile rekabet ederek, onların arasından hızla yükselmesinin, özellikle de bizim gibi komprehensiv; global, araştırma üniversitelerinin arasında ön sıralarda yer alınmasının olmazsa olmaz koşulunun, akademik, idari ve mali özerklikten geçtiğine inanmaktadır. Böyle bir kanunun beklentisi içinde olup yaptığımız bir çok ulusal toplantı ile bu konuda katkıda bulunduğumuzu ve bulunamaya hazır  olduğumuzu ifade etmek isterim.

 

Üniversitemizin 130.Kuruluş Yıldönümü olan bu anlamlı günde ayrıca Sayın Başbakanımıza fahri doktora ünvanı tevcih edeceğiz. Üniversitemizin mezunu olmasından büyük onur duyduğumuz Sayın Başbakanımızı, bu anlamlı tören vesilesiyle tekrar aramızda görmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Ülkemizi yöneten devlet adamları yetiştirmek üniversitemiz için şeref ve övünç kaynağıdır. Devletimizin üst yönetiminde, üniversitemiz mezunu ehil ve emin idarecilerin oluşu milletimiz için de büyük bir güven kaynağıdır. Bu durum bize yükseköğretim kurumlarının ülke ve toplumların geleceğinde ne kadar kritik roller üstlendiğini göstermekte; üniversitenin amacı, yapısı ve yönetimine ilişkin yenilikçi arayışların zaruretine işaret etmektedir.

 

Sayın Başbakanım, değerli konuklar

Özellikle Türkiye’nin 2023 hedeflerine doğru emin adımlarla yürüdüğü bu yıllarda, üniversiteler olarak üzerimize düşen görevleri yeniden düşünmek; eğitim, öğretim ve araştırma yoluyla bilim, kültür, sanat, ekonomi, teknoloji, sanayi ve siyasete katkılarımızı artırmanın ve en üst düzeye çıkarmanın yollarını aramak durumundayız.

Bölgesel ve küresel değişimler ülkemiz için yeni fırsat alanları açmaktadır. Dünyanın 16., Avrupa Birliği’nin 6. büyük ekonomisine sahip olan, siyasi istikrarı ve ekonomik potansiyeli ile yatırımcıların güvenli liman olarak değerlendirdiği, güçlenen demokrasisi ile Kuzey Afrika ve Ortadoğu halklarının ilham kaynağı  olarak gördüğü Türkiye rekabet gücünü artırmak, 2023 hedeflerine ulaşmak için daha fazla çalışmak zorundadır. Geçmişin ideolojik ve yapısal prangalarından yeni yeni  kurtulan Türkiye, bölgesel ve küresel etkinliğini artırabilmek için pekçok ülke ile kıyasıya rekabet içine girmiştir. Bu noktada ülkelerin en büyük zenginliğinin ve paha biçilemez varlığının bilgili, becereli ve donanımlı insan gücü olduğunu; üniversitelerin de söz konusu insan sermayesinin yetiştirilmesinden birinci derecede sorumlu olduğunu ve bizimde bu sorumluluğu duyduğumuzu belirtmek isterim.

 

Sayın Başbakanım, değerli konuklar

Türkiye’de toplumun, devletin ve hükümetin üniversitelerden beklentisi büyüktür. Bu haklı bir beklentidir. Devlet yükseköğretime önemli kaynaklar ayırmaktadır. Yükseköğretim kapasitesinde ciddi bir genişleme yaşanmıştır. Her ilde üniversite kurulmuş, devlet üniversiteleri yanında vakıf üniversitelerinin kuruluşu da teşvik edilmiştir.  Bugün geldiğimiz noktada üniversite mensupları olarak şu önemli sorulara dürüstçe cevap vermek zorundayız: Üniversitelerimiz yenilikçi bilgi üretme ve yayma,  yüksek teknoloji geliştirme, sanayi kurumlarına ar-ge hizmetleri sunma konusunda beklentileri yeterince karşılıyor mu? Dahası toplumsal sorunların çözümüne yönelik özgün araştırmalara dayalı fikir ve çözüm önerileri sunabiliyorlar mı, siyaset ve sivil topluma bilimin ışığında yol gösterebiliyorlar mı? Bu sorulara verilecek cevaplar, yükseköğretimde bir gelenek oluşturup oluşturmadığımız ile yakından ilintilidir. Oxford Üniversitesinin 900, Cambridge Üniversitesinin 800, Harvard Üniversitesinin 375 yıllık geçmişleri ile karşılaştırıldığında gelenek oluşturmak için uzun bir yol katetmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. Ancak bu geleceğe karamsar bakmamız için bir neden değil. Çünkü genç ve dinamik bir nüfusa, girişimci bir topluma, büyüyen bir ekonomiye ve istikrarlı bir siyasi yapıya sahibiz. Geleceğe iyimser bakmak için pek çok nedenimiz var.

 

Sayın Başbakanım, değerli konuklar

Yükseköğretim sisteminde değişiklik öngeren yasa taslağının yüce meclisimizin gündemine geliyor olması üniversitelerimiz ve Türkiye için önemli bir fırsat.  Yükseköğretim sistemimizin yapısal sorunlarının çözümlenmesi, toplumumuzun üniversitelerden beklentilerini daha doyurucu biçimde karşılayabilmesine zemin hazırlayacak düzenlemelerin yapılması hepimizin dileğidir. Bunu yaparken de geçmiş 30 seneye bakarak değil ama beyaz bir sahife açıp, önümüzdeki 30 yılda, 2023 vizyonumuzla uyumlu olarak üniversiter sistemimizi nasıl inşaa edeceğimizi kurgulamalıyız.

Üniversitelerin görüş ve düşünceleri ile topluma yol gösterici olabilmeleri, araştırma ve buluşları ile ekonomik ve teknolojik gelişmelere destek verebilmeleri, bir başka ifade ile yükseköğretime yapılan yatırımların etkin ve verimli kullanılabilmesi bir dizi ilkenin hayata geçirilmesi ile mümkün olacaktır.  Bu noktada zikredilmesi gereken en önemli hususlardan biri eğitim, öğretim ve araştırmada kalitenin dünya ile rekabet edebilecek düzeyde tutulmasıdır. 

Kalkınmanın en önemli kaynaklarından biri Franscis Fukuyama’nın Asya ülkelerindeki hızlı kalkınmayı yorumlarken gündeme getirdiği güven duygusudur. Üniversitelere bu güven duygusu çerçvesinde özerklik verilmesi, yönetimlerinin hareket alanlarının genişletilmesi, buna paralel olarak ta saydamlık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının kurulması Türkiye’de yükseköğretimin önünü açacak gelişmeler olacaktır.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel konumu göz önüne alındığında üzerinde dikkatle durulması gereken konulardan birinin de uluslararasılaşma olduğu gözlemlenmektedir. Yükseköğretim kurumlarına ayrılan kaynakların çeşitlendirilmesi (ki bu 3.Nesil Üniversitelerin olmazsa olmazıdır.) ve kaynak kullanımına ilişkin stratejik önceliklerin belirlenmesinde üniversite yönetimlerine esneklik tanınması, ülkemizin yabancı öğrenci ve araştırmacılar için  bir cazibe merkezine dönüşmesini hızlandıracaktır.

Sayın Başbakanım, değerli konuklar

Bugün gelinen noktada yeni bir Türkiyenin inşa edilmekte olduğuna memuniyetle tanıklık ediyoruz. Eski alışkanlıkların, reflesklerin, ideolojik baskı ve güvensizliklerin ortadan kalktığını, daha da önemlisi pekçok kurumda olduğu gibi yükseköğretimde de vesayet döneminin kapandığını söyleyebiliriz. Tabiatı ve özü itibariyle üniversiteler çoğulcu, özgür, farklı düşünce ve görüşlere kucak açan ve herkesin söz hakkına saygı duyulması gereken kurumlardır. Bu itibarla üniversitelerimizde her görüşten bilim insanı ve araştırmacının çalışma hakkını önemsiyor ve özellikle yetenekli ve birikimli kadın akademisyenlerin kıyafet tercihlerinden dolayı yükseköğretim kurumlarında bilimsel çalışmalara katkıda bulunmaktan mahrum bırakılmalarının eşitlik ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başbakanım,

Bugüne kadar mezunu bulunduğunuz üniversitemizin gelişmesine verdiğiniz desteklerden dolayı teşekkür ediyorum. Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmak için durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz. Marmara Üniversitesi sizin ve milletimizin üniversitesi. Bu emanete sahip çıkmaya devam edeceğinize inanıyor, bu vesileyle teşriflerinizden dolayı tekrar teşekkür ediyor size ve bütün konuklarımıza saygılar sunuyorum.